YAZI İLMİ (MOR DERGİ)

Posted

Yazı; ”ifadelerin, iletilerin, izahların belirli katmanlar ve nazarlar dahilinde, estetik kaygıların mecrasında yahut sıradan algoritmaların tezahürüyle neşri, nakşı, nakli olarak ifade edilebilir.”

Yazı, ilk emrin izdüşümüdür. Ademoğluna kadim bir yardımcıdır ve hatta Adem’i kurtaran yegane bir neşettir. Cenetin kapısına izdüşülen bir sanattır. Kurtarıcı bir sanat. Yazı, kronolojik çağın son merhalesinde bilimin, sanatın, fikrin, kurtarıcıların kurtarıcısı olan bir istifade aracıdır. İçten geçenin, dışa vurumun, somutun ve soyutun kısacası realitiğin ve idealizmin aforizma hali yazıdır. Ötesi kalıcı olmayandır.

Zamana mıh çakmak ve vakti ileriye fişeklemek elbetteki kavramlar üstü olan ve kavrama indirgenemeyen yazı sayesindedir.

Tezahürün tasviri olan yazı benliğin aynasıdır. Yalın yazı benliğini kriptolayan, kendisine ve başkasına örtük olan bireylerin kurtarıcısıyken; süslü ve soslu yazın, kendisini formülize eden, imgelerle, vurgularla, belirsizliklerle kendisi argümanlaştıran, aslı vermeyen, yalnızca ironisiyle yüzeysel bir tema oluşturan ve ‘beni’ni bu çerçevelerle sunan bireylerin kurtarıcısıdır. Yazı, sanat ve sanatın sahipleri için bir arınma aracı bir ‘demem o ki’ açılımıdır.

Sanat günümüz itibariyle daha doğrusu her merhalede yazıya, argümana muktedir görünür. Görünmekle de yetinmez. Yazının olduğu her yerde sanat bir uğultu halindedir. Veyahut tam tersi sanatın olduğu her yerde yazı bir uzuv halindedir.

Daha kısa daha derli toplu bir yazı yazmam için adeta bir sınır muhafızı gibi karşımda duruyor sanat olgusu. Başta belirttiğim gibi yazıyı indirgeme, işleve takma, ona bir kesit tercih etme mümkün değildir. Ama her hükümle yazıyı berkitiyorum. Hele ki sanat olgusu yazıyı boşluktaki askıdan kurtarır.
Çizgilerle temeli atılan ilk yazıyı ileriki yıllarda ona ritim tutturarak hiç olmazsa o perspektiften bakarak geliştirebilirz. Yazıyı dekoratif bir zırh olarak görenler bile ona yeni imgelerle asalet atfedebilirler.
Yazıyı sadece bir kesime apıştırmak yani bir minval üzere olanların kalemlerine, çabalarına demirlemek fikre pamuk tıkamaya benzer. Lakin her kuyuda maden aranmayacağını bilmek icap eder. Nihayetinde yazı ilmine biçimsiz yaklaşacak olanlar da sanat erbablarınca trampete ritimsiz dalanlar gibi algılanacaklardır.
Çeşitli vakitlerde yazının kullanımı, sadelik ölçüleri ve ıstılahı bir kaos ortamı yaratmıştır. Ve yaratmaya devam edecektir.  Ama hiç bir zaman tek bir biçime tek bir forma sığdırılmak üzere yazıya kement atılamaz.


Nüvis hele ki hoş nüvis olmak İsmet Özel’in de dediği gibi;
 
“sözlerim var köprüleri geçirmez
kimseyi ateşten korumaz kelimelerim”  diyebilmekten geçer.

Ehli nüvis kendisini dünyayı kurtaran adam değil ona biçimsel yaklaşan, onu hoş gören, saçı sakalı birbirine karışsa bile Can Yücel gibi ‘çok bi çocuk’ kalabilme çabası içerisinde olmayı gerektirir.

Yazı başkasının sathiliğini okumaya yarar. Kendisini içselleştirmeye ve geçmişin işçiliğne soyunmaya Nazım’a Yücel’in dediği gibi bakmaya yarar;

“ölmekle silinir mi sandın
silinir bre hayin
insanları sevme suçun”

Varlığa vakıf olmayı onu sığ görmemeyi ziyadesiyle onun vasfına talip olmayı öğretir yazı. Farklı bakışı, o bakışa talip olmayı, farklı bir tahrir defteri edinmeyi ve onu ölümsüzleştirmeyi misyon edinen yazı tek başına bir Spartacus’tur.

Netice olarak yazı ilminin derunu doldurulamaz.

Cihat Şit

This entry was posted at Çarşamba, Ağustos 26, 2015 . You can follow any responses to this entry through the comments feed .

0 yorum

Yorum Gönder