Elinde özenle koruduğu üç resim
karesi vardı Buse’nin. Önce onları arkadaşlarına gösterip göstermemekte
tereddüt etmişti. Sonra yanındaki arkadaşına, arkadasındaki dalgın çocuğa ve
hemen önündeki sırada dersle alakası olmayana bu fotoğrafları göstermişti. Bana
gelince elindekilerini tam görememiştim. İçeride teneffüs zilini bekleyen ama
zil olmadığı için kısacası direktifimi bekleyen çocukların mistik bir romandan
fırlayan bakışları altındaydım. Son bir defa daha bu konuyu anladınız mı dedim
ve galip gelen ses tonlarıyla evet cevaplarını onlardan özenle aldım. Yirmi bir öğrenciden yirmi evet.
Buse’nin anlamadığı aşikardı. Resimleri bana göstermek için masama yaklaşıyordu.
Ablasının ona sürekli birşeyler anlatmasından ötürü çoğu zaman masama gelir ve
“öğretmenim biliyor musunuz ne olmuş?” diye söze başlardı. Bende her defasında
“ne olmuş kızım?” demeyi ihmal etmezdim.
“Öğretmenim bizim annelerimiz ve
babalarımız bizim sahici annelerimiz ve babalarımız değil. Bizim gerçek
babamızın adı Adem gerçek annemizin adı ise Havva. Yaaa!...” diyordu, bazen.
Kimi zaman ise öğretmenim “Hazreti Yusuf’u varya, kardeşleri çok kıskandığı
için karanlık bir kuyuya atmışlar” onu dikkatlice dinler ve onu önemsediğimi
belirtirdim. Bugün elindeki resimleri bana göstereceğini ve benim de
önemseyerek onun ne demek istediğini dinleyeceğimi biliyordu.
“Öğretmenim biliyor musunuz? Benim
babam bir kareteciydi yaaa”
“İşte bakın fotoğrafları da var
kiremitleri tek yumruğuyla balyoz kırmış gibi kırar dökerdi”
Elindeki fotoğrafları bana gösterip
biraz tebessüm etti.
“Babam önce abimi hastaneye
götüreceğini söyledi sonra bahçede biraz uzandı. Peki babam şimdi ne yapıyor
biliyor musunuz? Bize hiç haber vermeden öldü. Biz ne yaptıysak da
uyandıramadık onu. Çok güçlüydü ama babam. Onu çok seviyordum.”
Okula ilk başladığım zamandan beri
biliyordum babasının öldüğünü.
Buse pek üzülmüyordu babasının
onlara haber vermeden öldüğüne. Üzüldüğü şey farklıydı.
Asıl üzüldüğü annesiydi. Amcaları
çeşitli sebeplerden, bahanelerden baskı yapmaya başlamışlar ve annesi Buse’yi
de bırakıp evi toptan terketmişti. Buse annesinin neden güçsüz olduğunu
yargılıyordu kafasında.
Karateci babasını daha çok
özlüyordu.
Babasının inşaatta çalışırken
balyoz bulamadığı için eliyle kırdığı kiremit onun kızı için karateci olmasına
yetmişti. Hiç bir sertifikaya ve başka akrobasiye gerek duymadan mutlu etmişti
kızını.
This entry was posted
at Çarşamba, Ağustos 26, 2015
. You can follow any responses to this entry through the
comments feed
.
